Bağdat Caddesi’nde hafifçe ıslak kaldırıma basan topuklar, gece lambalarının altında daha da keskin bir ses çıkarıyor. Otoparkın girişinden lobi kapısına kadar geçen on beş adım, bakışların ağırlaştığı bir koridor; ben de o koridorda, sırtım koltuğa yaslanmış, bacaklarımı hafifçe açmış oturuyorum. Siyah stiletto, parmak uçlarındaki kırmızı ojeyi tam da senin göreceğin şekilde sergiliyor.
Kalamış’tan Kadıköy’e doğru inerken nefesim hızlanıyor, çünkü senin bakışın bu sefer doğrudan tenime dokunuyor. Odanın kapısı kapanır kapanmaz, ipek kumaşın altında beliren göğüs uçlarım seni karşılamaya hazırlanıyor. Gece boyunca bakışların her santimimde dolaşacak ve ben de o bakışları içimde taşıyacağım; yumuşak, ıslak, davetkâr.
