Bağlarbaşı Caddesi’nin akşam ışıklarında, Venezia Mega Outlet’in hemen arkasında, dar bir sokağa gizlenmiş küçük bir rezidans; perdeyi aralayıp içeri giren herkesin nefesi bir anda kesiliyor. Benim dünyam bu: tenin altındaki damarları parmak uçlarımla okuyor, en ufak bir kıpırtıyı bile emir gibi algılıyorum; seni istediğim noktaya getirene kadar yavaş yavaş, sertleşerek ilerliyorum.
İstediğin şey bir topuk, bir kemer ya da bir zincir sesi olabilir; hepsini aynı anda verebilirim. Saatler ilerledikçe nefesimiz aynı ritmi buluyor, terli tenler birbirine yapışıyor ve her temas bir adım daha derine iniyor.
Küçükköy Meydanı’na iki adım, metrobüs durağına beş dakika; cumartesi akşamı saat dokuzdan sonra müsaitim, çantanı alıp gel yeter.
